Çoğu markanın bir sitesi var. Güzel görünüyor, her şey yerinde. Ama form gelmiyor, telefon çalmıyor. Site var, iş yok.
Sorun çoğu zaman tasarımda değil. Ziyaretçinin sitede gerçekte ne yaptığında.
Ziyaretçinin on saniyesi var.
Nielsen Norman Group’un araştırmasına göre ziyaretçiler bir sayfayı çoğu zaman 10–20 saniye içinde bırakıyor. Kalıp kalmama kararı ilk on saniyede veriliyor. Önerileri açık: ne sunduğunuzu on saniyede anlatın.
Ana sayfanızın ilk ekranı bu soruyu cevaplıyor mu: burası ne yapıyor, benim için ne var?
Okumuyor, göz gezdiriyor.
Aynı kurumun bir başka çalışması daha çarpıcı: ziyaretçi ortalama bir sayfadaki kelimelerin en çok yüzde 28’ini okuyabiliyor. Gerçekçi tahmin yüzde 20.
Yani uzun paragraflarla anlattığınız şeyin büyük kısmı görülmüyor. Başlıklar, ilk cümleler ve düğmeler okunuyor. Mesajınız oralarda değilse, hiç yazılmamış gibi.
Beklemiyor.
Google’ın 2017 araştırmasına göre mobil ziyaretçilerin yarısından fazlası, üç saniyeden uzun yüklenen sayfayı bırakıyor. Yükleme süresi bir saniyeden üç saniyeye çıktığında hemen çıkma olasılığı yüzde 32 artıyor.
Ziyaretçinin çoğu telefondan geliyor. Masaüstünde hızlı görünen site telefonda yavaş olabilir.
Ne yapmasını istiyorsunuz?
Hızlı, açık ve kısa bir site de iş getirmeyebilir. Ziyaretçiye ne yapacağını söylemiyorsa. Her sayfanın tek bir işi olmalı: form, randevu, arama. Seçenek çoğaldıkça karar zorlaşır.
Bunu ölçmek de mümkün. Kaç kişi geldiğine değil, kaç kişinin o tek işi yaptığına bakın.
Nereden başlamalı?
Sitenizi telefonda, ilk kez görüyormuş gibi açın:
- İlk ekranda ne yaptığınız on saniyede anlaşılıyor mu?
- Sayfa üç saniyede açılıyor mu?
- Her sayfada ziyaretçinin yapacağı tek bir iş var mı?
Bu soruların biri bile “hayır”sa, site var ama iş için çalışmıyor demektir.
Sitenizin iş getirmesini istiyorsanız konuşalım. Kısa bir tanışma görüşmesiyle başlıyoruz.